| Ahmet Tosun | ÇAYA
GÖNÜL VERENLER Hasan Gençay |
Bu
sayımızda, "Çaya Gönül Veren" bir başka büyüğümüz Ziraat Yüksek
Mühendisi Ahmet Tosun ile birlikteyiz. Otuz yıIı aşkın kamu görevinin
büyük
bir bölümünü çaya has reden saygıdeğer ağabeyimiz, şimdilerde mütevazı,
mutlu-sağIıkIı bir emeklilik yaşantısı sürdürdüğü İstanbul Üsküdar'daki
evinden zaman zaman telefonla
devam eden
söyleşimiz sırasında duygulanarak "hem ben artık Rize'li sayıIırım"
diyor ve bütün Çaykur camiasına başarı mutluluk dileklerimi
iletiyorum.
-
Öncelikle,
beni hatırlayıp duygulandırdığınız için size ve Çaykur Dergisi'ne çok
teşekkür
ederim.
Bu
sıralarda Tarım Bakanlığı Devlet Ziraat İşletmeleri'ne bağlı olan
Çaykur
Teşkilatı, Tekel Genel Müdü lüğüne devredilmiş idi. Devlet Ziraat
İşletmeleri
kurumu da "Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü" şeklinde
teşkilatlanmıştı. Böylece askerlik sonrası 1956 yılına kadar bu
teşkilatta,
Konuklar-Polatlı ve Alparslan-Muş Devlet Üretme Çiftliklerinde Tarla
Şube Şefi,
Müdür Yardımcısı ve Müdür olarak görev yaptım. 1956
yılında tekrar Rize Çay Fabrikasında göreve başladım. Burada, Merkez
Çay
Fabrikasında da (ki bilahare, büyük çaycı zihni hocanın hatırasına
binaen
Zihni DERİN Çay Fabrikası olarak adı değiştirilmiştir) Müdür Yardımcısı
ve
Merkez Müdürü olarak görev yaptım. Çay
teşkilatının Tekel'den ayrılmasından ve Çaykur'un kurulmasından sonra
sırasıyla
İstanbul Çay Paketlerne Fabrikası Müdürlüğü, Genel Müdürlük İşletme ve
Koordinasyon Daire Başkanlığı ve nihayet Teftiş Kurulu Başkanlığı
görevlerinde
bulundum.
1978 yılında emekliye ayrıldım. -
Sayın Tosun, Türk Çaycılığının dününü ve bugününü nasıl
değerlendirirsiniz? -
Şimdi, kanaatimce bunu birkaç yönden ele almak gerekmektedir. Türk
çaycılığında,
gerçekten kısa sayılabilecek bir sürede dev adımlar atılmıştır. Gerek
çaylık
alan, gerek üre tim kapasitesi ve gerekse fiili üretim de yıldan yıla
neredeyse katlamalı rakamlara ulaşılmıştır. Benim, Merkez fabrikasında
göreve
başladığım sıra da yıllık kuruçay üretimi 93 ton idi. Ancak, her yıl
yaş çay
ürününde kaydedilen % 50-30 artışlar sonucu ana fabrikada mahsul
işlenemez
duruma geldi. Bunu karşılamak üzere bölgenin muhtelif yerlerinde önce
küçük
küçük çay atölyeleri, bilahare de 80 100 tonluk büyük fabrikalar
kurulma ya
başlandı. 30-40 yılı içerisinde, kuruçay üretiminin 100 tondan 100.000
tona
yükselmiş olması, sanırım fiziki büyüme haKkında yeterli fikir
vermektedir.
Ancak,
bu büyük gelişmeyi sindirebilecek yeterli bir alt yapı mevcut muydu?
Çayın
teşkilatlanma dönemine girdiği, benim ilk görev yıllarımda, bölge,
mahrumiyet
yeri olarak tanındığı için idareci ve teknik eleman temininde sıkıntı
çekiliyordu. Bunu karşılamak üzere Merkez fabrikalarında ki memur
arkadaşlardan bazıları kurslara tabi tutuldu ve bu yeni atölye ve
fabrikalara
idareci olarak atandı. Aynı yöntemle, kaliteli ustalar imalatçı,
teknik
kısımlardaki kabiliyetli elemanlar teknik ustabaşı, makinist,
elektrikçi olarak
yetiştirilip bu işyerlerinde istihdam edildi.
Şunu
belirtmek gerekir ki, eğer bu konuda başarıya ulaşılmışsa, bu büyük
ölçüde
yöre insanının yaradılışın dan gelen azim ve çalışkanlığının ese
ridir.
Özellikle o ilk yıllardaki, işini seven işine bağlı çalışan dolayısıyla
çok
başarılı kampanya devreleri geçirdik. Sağ olanlara teşekkürler.
Aramızdan
ayrılanlara Allah’tan rahmet dilerim.
Ben,
11-12 yıldır çaydan fiilen uzaklaşmış olmakla birlikte gerek basın
yoluyla
gerek eski mesai arkadaşlarım ve yöre insanlarından dostlarım
vasıtasıyla
ilgimi devam ettirmeye çalışıyorum. Çay ve Çaykur yine de yaşamımın
önemli
büyük parçasını oluşturuyor. Zaten aksini düşünmek mümkün değil.
Dolayısıyla;
çaycılığımızın bugünkü sorunlarını da az-çok izlemeye çalışıyorum. Bu
konuda
bir değerlendirme yapmaktan ziyade, ay nı paralelde gördüğüm, benim
ilk görev
yıllarımdaki uygulamalardan bir kesitini nakletmeyi yararlı buluyorum.
Rize'de
göreve başladığım zaman o günkü müdürüm Asım ZİHNİOGLU idi. Ayrıca,
makine
mühendisi İngiliz Mr. Gibbart ile çaycı Mr. Allen bulunuyorlardı.
Zamanla çaycılık
gelişip büyüdükçe ve üretim arttıkça çay ka litesinde bir düşme
olduğunu
gözledik. Bu zaaf, işleme tekniği kadar mahsulün yetiştirilip
toplanmasıyla da
ilgiliydi. Dolayısıyla, bunu gidermek için, bir taraftan az önce sözünü
ettiğim kalifiye eleman yetiştirilmesi yönünde çalışmalara başlandı, 30
civarındaki çay imalat işletmelerin de kurslar açıldı ve teknik
kalifiye eleman
yetiştirimesine çaba harcandı. Ancak, bir taraftan da bizzat İngiliz
çay uzmanı
Mr. Harler bölgeyi dolaşarak çay üreticileri ile temas kurdu, çayın
yetiştirilmesi ve mahsulün alınması konusunda tavsiyelerde bulundu.
Bu
itibarla bugün dahi, birbirini tamamlayan tedbirlerle, bu parlak
sektörün,
Türk Çaycılığının, kısa sürede zorlukları aşarak, uluslararası alanda
layık
olduğu yeri alacağına yürekten inanıyorum.
-
Sayın Tosun, söyleşimiz için, Çaykur Dergisi olarak bütün Çaykur
çalışanı adına
teşekkür eder, sağlıklı ve mutlu günler dileriz.