Türkiye'de
çay yetiştirme konusunda
ilk girişimin Tanzimat devrinde 1888 yılında yapıldığı, dönemin yazılı
belgelerinden anlaşılmaktadır. Edinilen bilgiye göre Japonya'dan
getirilen
çay tohumları Bursa ilinde ekilmiş, ancak ekolojik özelliklerin çay
yetiştiriciliği
için uygun olmaması nedeniyle bu girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
lk Yayınlar
Çay içme alışkanlığının halk arasında hızla yaygınlaşmasının etkisiyle Türkiye'de çay yetiştirilmesi sürekli, konuşulur ve tartışılır bir konu olmuştur.
Bu arada çok az sayıda da olsa çay ile ilgili kitaplar yayınlanmıştır.

Türkçe'de çay ile ilgili ilk ciddi eseri, çaya olan aşırı düşkünlüğü sebebiyle adı 'Çaycı'ya çıkan Hacı Mehmed İzzet Efendi verdi ve bugün 'Çay Risalesi' veya 'İzzet Efendi Risalesi' diye bilinen eserini kaleme aldı.
İzzet
Efendi
1819'da Edirne'de doğdu. İstanbul'a gelerek devlet hizmetine girdi.
Hicaz vali vekilliği, Suriye merkez mutasarrıflığı ve Basra Valiliği
gibi çeşitli memuriyetlerde bulundu. En son vazifesi olan Adana
valiliği görevi ise çaya olan merakından dolayı saray tarafından
'lutfen' verildi. Bu çay meraklısını tanıyıp hatıralarında ondan
bahsedecek olanlar, İzzet Efendi'nim idareyle yahut valilikle hiçbir
alákasının olmadığından yakınacak, 'ziyaretine gelenleri makam odasında
bizzat yaktığı büyükçe semaverinden eliyle çay ikram ettiği'ni biraz
tatlı biraz da şikáyetçi bir tavırla nakledeceklerdi.
1879'da, İstanbul'da 81 sayfalık bir 'Çay Risalesi' bastırdı. 1844
yılından beri çayla içiçe olduğunu ve çayı bizzat yetiştirdiğini
yazıyor, çayın adının nereden geldiğinden ve hangi dillerde çayla
ilgili ne gibi yayınların bulunduğundan tutun, yeşil çayın sıkça esneme
ve ağız kamaşması yaptığına, 'kalbe heyecan, uzuvlara titreme, vücuda
zaafiyet' verdiğine ve sütlü çay içme ádetinin nereden geldiğine kadar
çay hakkında birbirinden garip konudan bahsediyordu.
Ancak o dönem Türkiye'sinde çayı sadece meraklıları tanırdı. Yıldız
Sarayı'nın limonluğunda, Boğaziçi'nde Azeryan Efendi'nin yalısında,
Büyükdere'deki Orman Mektebi'nde ve İstanbul Tıp Fakültesi'nin
bahçelerinde Nebatat bahçelerinde sadece merak yüzünden çay
yetiştirilirdi.
Kaynak: Çayı İzzet Efendi ile Zihni Bey'den öğrendik, Murat Bardakçı, Hürriyet Gazetesi, 03.12.2001

Bu teknik
gezinin
neticeleri daha
sonraları 'Şimali Şarki
Anadolu ve Kafkasyada Tetkikatı Ziraiye'
adlı bir kitapta yayınlanmıştır. Memleketimizde ilk defa olarak
bu
kitapta, çayın Rize dolaylarında yetiştirilmesinin mümkün olduğu,
sebepleri
ile birlikte ifade edilmiştir. Kitapta
çayın Türkiye'deki
dünü açısından o günkü İstanbul Gümrüğüne dış alım yoluyla gelen
çay miktarları da yer almaktadır..
Ancak, Birinci
Dünya Harbinden sonra ortaya
çıkan öncelikli olaylar nedeniyle Ali Rıza ERTEN'in raporu
dikkate
alınamadı.
Kanunun
yürürlüğe girmesinden hemen
sonra çay tarımı ile ilgili ön denemeler yapmak, bölgede meyveciliğin
gelişmesini
sağlamak amacıyla Rize'de 'Bahçe Kültür İstasyonu' kuruldu. İşleri
organize
etmesi ve yürütmesi için Ziraat Umum Müfettişi Zihni
DERİN
görevlendirildi.
İzleyen yılın başında çay ve narenciye konularında bilgi ve görgüsünü
artırması,
çay tohumu satın alması için Rize Ziraat Memuru Batum'a gönderildi.
Batum'dan
satın alınan bir miktar çay tohumu ile Rize'de bugünkü Merkez
Fidanlığında
çay fidanı üretilmeye başlandı. Rize Merkez fidanlığında üretilen fidanlar bir yandan yöre halkına dağıtılırken bir yandan da üretim denemeleri yapılması için pek çok ilimize gönderildi. Bu illerin tümündeki koşullar, Ali Rıza ERTEN'in raporunda ayrıntılı şekilde açıklanmış bulunan çayın ekolojisine uymuyordu. Zaman ilerledikçe çay fidanlarının üretim ve dağıtımındaki heyecan, üreticilerin ilgisizliğine paralel olarak azaldı. Gerekli destekten yoksun bulunan ve yeterli bilgi verilmeyen üreticiler, geleceğin neler getireceğini bilmedikleri için çay tarımına olan ilgilerini yitirdiler.
Hükümetin, Kendi Kendine Yetme ilkesini benimsemesi ve 1933 yılında bunu bir programa bağlaması üzerine, ülkemizde çay tarımı yeniden gündeme geldi. Ancak organizasyonun sağlanması ve hazırlık çalışmalarının tamamlanabilmesi için iki yıl daha geçti. 1935 yılında Ziraat Vekili Prof. Dr. Muhlis ERKMEN'in bir bilim heyeti ile birlikte Rize'ye yaptığı inceleme gezisinde, bölgenin çay tarımı ve sanayisinin gelişmesine her yönden elverişli olduğu kanısına varıldı.
Tartışmalar
ve yazışmalarla iki
yıl daha geçer ve 1937 yılına gelinir. Çay tarımının yerleştirilip
geliştirilmesi
için Zihni
DERİN tam yetki ile yeniden
görevlendirilir. Geçmişte
kaybedilen
yılların deneyimleriyle sıkı tutulan işler bu kez daha bilinçli ve
programlı
şekilde yürütülmeğe başlanır.
Tohum
damızlık bahçeleri kurmak,
fidan üretip yeniden üretmek amacıyla, 1937, 1939 ve 1940 yıllarında
Sovyetler
Birliği'nden Gürcistan kökenli toplam 70 ton çay tohumu satın alınarak
üretim yaygınlaştırılır.
Günlük kapasiteleri 1 ton civarında
olan ilk atölyeler
şunlardır:
1939 -1946
yılları arasında çalışan
Fidanlık Atölyesi
1942 - 1946 " Uzunkaya "
1942 - 1949 " Gündoğdu "
1945 - 1949 " Çayeli "
27 Mart 1940 tarihinde çıkarılan 3788 sayılı Çay Kanunu ile çay tarımının ve üreticilerin desteklenmesi güvence altına alındı. Bu kanun ve bu kanuna dayalı çıkarılan kararname ile çay tarım alanları, ekolojik ilkelere göre Araklı deresinden Sovyetler Birliği hududuna kadar değin ve 15 km içeriye kadar olabilecek şekilde belirlendi.
Altının 9
lira olduğu 1938 senesine
kadar yaprağın kilo fiyatı 60 kuruş olarak tespit edildi.
İkinci
Dünya
Savaşının ortaya çıkardığı
pahalılık karşısında 150 kuruş.
1949 da
ortalama olarak 180 kuruş,
1954 de 200, 1957 de 250, 1959 dan itibaren 300 kuruş.
Üretici
1940
da 25 kilo yaş yaprakla bir Reşat Altını alırken 2005 de
aynı altını
alabilmek
için 267 kilo yaş yaprak vermek durumuna düşmüştür.
Yaş yaprak
fiyatlarının Reşat Altını ile karşılaştırılması yaygın olduğu için bu
değerleri bir tablo haline getirmenin hoş olacağını düşündük.
Çay tüketim ve dış alım durumu göz önüne alınarak 30 bin dönümlük bir alan, çay tarımı için ayrıldı ve Ziraat Bankası'nın 5 yıl süreyle üreticiye faizsiz olarak 25 lira kredi vermesi kararlaştırıldı.
Kahvenin yanında çay da bu kanun ile Tekel'e alınmış ve üretilen çaylar Tekel idaresine verilmiştir. Anılan kanunda; çayın devlet tekeli altında olduğuna, bu tekelin Tekel Genel Müdürlüğü'nce sağlanacağına, çayın perakende satış fiyatının yurdun her yanında aynı olacağına ve yaş çay yaprağının kanuni yetkisi olmayanlar tarafından üretilmesi, işlenmesi, satılması, Türkiye'ye sokulmasının 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun hükümlerine bağlı olacağına ilişkin hükümler yer almıştır.
Bu
yıllarda
elde edilen yaş çay
yaprağı Zihni Derin atölyelerinde işlendi. Giderek yaş çay üretiminin
artması
nedeniyle çay fabrikası kurma zorunluluğu ortaya çıktı. İlk çay
fabrikasının temeli 21 Haziran 1946 tarihinde atılarak, 60 ton/gün
kapasiteli olarak 1947 yılında Rize'nin Fener mevkiinde
işletmeye
açıldı.
Efendim
özgeçmişimde de
belirttiğim gibi Yıl 1954.... İzzet Ateş
Rize Çay Fabrikaları
Merkez Müdürlüğünde müdür olarak göreve başlamıştır.
İşe
başladığının
ikinci ayında İzzet Ateş genel müdürlüğe; inşa halinde olan
iki fabrikanın
da yetersiz olacağını, daha başka fabrikaların kurulması gerektiğini ve
bunun
için de makinelere ihtiyaç olduğunu bildirir. Aldığı cevap makine
tedarikinin
döviz bulunmadığı için imkansız olduğu idi. Bunun üzerine İstanbul’a
giderek
durumu bir defa da sözlü olarak anlatır. Müdürler encümeni teklifii
kabul
ederek, makinelerin yerli imali için araştırma yapmaya, onu ve Genel
Müdür
Muavinini memur eder. Araştırma sonunda Makine Kimya Fabrikalarında
çay makinelerinin
imal edilebileceği görülür..
Makine Kimya'ya yapılan
müracaat üzerine, durumu tetkik etmek için Rize'ye iki mühendis
gönderilir.
Bu mühendisler önce imalatı kabul etmekten çekindilerse de kendilerine
tek tek parçaları
göstermek suretiyle yapabilecekleri İzzet Ateş tarafından ikna edilir.
Pek çok kişinin
muhalefetine rağmen
ilk siparişi verilir. Bu defa da patent sorunu çıkar. İki sene
süren tetkikler sonunda patent konusunun olmadığı tespit
edilerek
imalata devam edilir.
Makineler
imal edilirken, acele
olarak bunların
monte edileceği
yer sorunu da halledilmeliydi. Bu da M.K.E.
Ankara Silah Fabrikasında temin edilen Nissen barakaları ile
halledilir.
Böylece atölye ismi verilen küçük isletmelerde meydana gelir.
Zamanla
fabrikalar inşa edildikçe, barakalar fabrikalara taşınır.

1947
yılından beri1 fabrika bazında
üretimine başlanan çay 1963 yılına gelindiğinde 18 fabrika ve 1.340
ton/gün
işleme kapasitesine çıkmıştı. Bu yıla kadar iç piyasa ihtiyacı
karşılanamaz
durumda idi, talep ancak ithalat yoluyla dengelenebiliyordu. Ama Türk
çaycılığı
bu yıldan itibaren Dünya çay pazarındaki konumunu değiştiriyor,
ithalatçı
bir ülke durumundan ihracatçı bir ülke haline geliyordu.
İlk ihracat 1963 yılında 143 ton olarak gerçekleşmişti.
Inhisarlar
Vekâleti ve Türk Devlet İnhisarlar Umum Müdürlüğünün daveti üzerine
özel
bir eksperler heyeti, Türkiye çay sanayi üzerinde tetkiklerde bulunmak
üzere 8- 23 Mayıs 1963 periyodu zarfında çay sahasını ziyaret etmiştir.

Ekonomik ve sosyal yönden daha etkin bir hale getirilmesi amacıyla çay tarımı ve çay sanayi 1971 yılında yeniden düzenlendi. 6 Aralık 1971 tarihinde çıkarılan 1497 sayılı Çay Kurumu Kanunu ile Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü vasıtasıyla sürdürülen çay tekeli; el değiştirerek, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu, sermayesi ile sınırlı bir Devlet teşekkülü olan ÇAYKUR kurularak çay endüstrisi ve tarımı Çay Kurumu adı ile oluşturulan bu organizasyon aracılığıyla sürdürülmeye başlandı.
Tekelin
devriyle başlayıp 3092 sayılı
yasa'nın yürürlüğe girdiği 19 Aralık 1984'e kadar uzanan bu dönemin
başlangıcında
2420 ton/ gün kapasiteli olan 32 yaş çay fabrikası, Yapımı devam eden
fabrikalarında
tamamlanması ile 1985 yılı yaş çay kampanyasına 45 yaş çay fabrikası ve
6.000 ton/ gün yaş çay işleme kapasitesi ile girilmişti.
Bu süreçte çay tarımı ve endüstrisinde
önemli gelişmeler olmuştu. 404 bin dekarlık çay dikim alanı 654 bin
dekara
ulaşmıştır.

Çaydaki
gelişmelerin dünü ve bugünü
dikkate alındığında, çayda en büyük değişikliğin 4 Aralık 1984 tarihli
ve 3092 sayılı Çay Kanunu ile gerçekleştiği görülür. Bu kanunla çayın
tarımı,
üretimi, işlenmesi ve satışı serbest bırakılmıştır. Böylece gerçek ve
tüzel
kişilere üreticilerden yaş çay yaprağı satın alabilmelerine, çay işleme
ve çay paketleme fabrikalarını kurup işletmelerine imkan tanınmıştır.
Kanun
çayda devlet tekelini kaldırmış, devlet sektörü ile özel sektörün yan
yana
çalışması sağlanmıştır. Ancak çay tarım alanlarının belirlenmesi
Bakanlar
Kurulunun yetkisine bırakılmıştır. Bakanlar kurulunun belirlediği
alanlar
dışında çay tarımı yasaklanmış, çay tarım alanlarına giren yörelerde
çay
bahçesi kuracakların önceden ruhsat almaları zorunlu kılınmıştır.
Şu anda;
Doğu Karadeniz Bölgesi'nde
45'i kamuya ve 312'si özel sektöre ait olmak üzere, toplam 357 üretim
fabrikasında
17.689 ton/gün kapasite ile faaliyet gösterilmektedir.
İktisadi
Devlet Teşekkülleri ve
Kamu İktisadi Kuruluşlarının yeniden düzenlenmesini gerçekleştiren 19
Ekim
1983 tarih ve 2929 sayılı kanuna dayanılarak 1497 sayılı Çay Kurumu
kanunu,
112 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile değiştirildi.
Çay
Kurumu,
Çay İşletmeleri Genel
Müdürlüğü adı altında Kamu İktisadi Kuruluşuna dönüştürüldü. Çay
İşletmeleri
Genel Müdürlüğü 8 Haziran 1984 tarihinde çıkarılan 233 sayılı Kanun
Hükmündeki
Kararname ile bir kez daha yeniden düzenlendi ve teşkilatlandırıldı.
Çaykur'un
son teknolojik gelişmelerle
tam otomasyona geçen 46 yaş çay fabrikasının mevcut kapasitesi 6800
tona
ulaşmış bulunmaktadır. Yurtiçine yayılan 9 Pazarlama Bölge Müdürlüğü
ile
iç çay piyasasına yıllık 100.000 ton üzerinde paketli çay sevkı ve
satışı
gerçekleşmekte, böylece çay tüketimimizin %70'lik bölümü Çaykur
tarafından
karşılanmaktadır.
1994 tarih
ve 4046 Sayılı Kanun
ile Çaykur Kamu İktisadi Kuruluşu listesinden çıkarılarak İktisadi
Devlet
Teşekkülleri arasına dahil edilmiştir.
20.000 kişilik iş istihdamıyla da
Çaykur, Doğu Karadeniz Bölgesine büyük bir ekonomik katkı
sağlamaktadır.
1980'li ilk
yıllarda Türkiye'deki
çay üretiminin iç piyasa talebini ancak karşılar durumda olması çay
ihracat
çalışmalarının geçici bir süre için gündem dışında kalmasına neden
olmuş;
ancak, ek plantasyon sahalarının kurulması sonucu 1985 yılında üretim
fazlası
verilmiş ve dolayısıyla yeniden ihracata yönelik çalışmalar
hızlandırılmıştır.
1990'lı yıllara girerken Çaykur bütün olumsuzlukları gidermiş ve dünya çay piyasasına tekrar girmiştir. 2004 yılına geldiğimizde, özellikle, gayri resmi yollardan yurdumuza giren çayın azalması, çay alım planı ve budama projesinin tavizsiz olarak uygulanması nedeniyle Türkiye'de üretim, tüketim dengesi oluşmuştur. Bu durumda; yurt içinde kullanım oranı düşük olan "Dust" olarak adlandırılan toz çaylar, fanning çaylar ve paketli çaylar dışında çay ihracatını zorlamanın dengeleri bozacağı açısından pek makul olmayacağı düşüncesi hakim olmaktadır.
Üretici ve
tüketicilerinin bir çok
olumlu beklentileri olmuştu.Çay üreticileri: özel sektörün devreye
girmesi
ile ürününü kısa sürede hasat edeceği, daha rahat satacağı, parasını da
daha rahat alacağı beklentisindeydi
.
Çay tüketicileri faklı tercihler
yapabilme, piyasada oluşabilecek rekabet nedeniyle daha kaliteli ve
ucuz
çay içme şansına sahip olacağı düşüncesindeydi.
Ancak bu güne kadar üreticiler ve
tüketiciler beklentilerine ulaşabildiler mi? Hele bir zamanlar 300'ü
aşan özel sektör fabrikalarının neredeyse yarısının kapısına kilit
asıldığı düşünülürse.....
Ancak kalanların üretim izni alma çalışmalarını yoğunlaştırmaları sevindirici ... Tabi özel sektörden beklenti Çaykur'un lokomotif görevini yaptığı projelere taklılıp gitmekten ziyade, çayın alternetifi çaydır diyerek, çay daki yeni alternatifleri üretmesidir....
Unutulmamalı ki; çay da gelecek özel sektörün omuzunda yükselecek, gönül ister ki o omuzlar dün bugün o yükün altında olanların, o yükle ayağa kalkanların omuzları olsun. Pazara gerek yerli gerek onların yabancı ortaklatının girmesi kaçınılmaz.... Zaman birliktelik zamanı, bugünlerden yarınlara hazır olmak, geçmişten ders almak, yeni yeni prrojeler üretmek, alternatif çay üretimlerine gitmek zamanı.
Bu arada
son
on yılda dünya'da yıllık siyah çay üretimi %1 artarken,
yeşil çayın %2,5'luk bir artış seviyesini yakalamasına, ve Çaykur'un
önderliğinde yeşil
çay üretimine tekrar başlaması sevindirici bir nokta.
Sahi,
Türkiye'de de geleceğin
içeceği olacak, "Instant
Tea, "Soğuk Çay" ve "Çay
Kola" için hala ne
bekliyoruz? Ya Beyaz
Çay?
| ÇAYKUR -
ÖZEL SEKTÖR 1985-2006 YILLARI KURUÇAY ÜRETİMİ (Bin Ton) |
||||||||||||||||||||||
| Yıllar |
1985 |
1986 |
1987 |
1988 |
1989 |
1990 |
1991 |
1992 |
1993 |
1994 |
1995 |
1996 |
1997 |
1998 |
1999 |
2000 |
2001 |
2002 |
2003 |
2004 |
2005 |
2006 |
| Çaykur |
133 |
140 |
120 |
121 |
108 |
96 |
104 |
124 |
107 |
117 |
83 |
100 |
101 |
130 |
153 |
91 |
95 |
94 |
91 |
107 |
109 |
115 |
| Özel |
5 |
10 |
22 |
42 |
29 |
38 |
33 |
40 |
67 |
45 |
83 |
41 |
48 |
20 |
27 |
54 |
65 |
61 |
64 |
98 |
106 |
89 |
| Toplam |
138 |
150 |
142 |
163 |
137 |
134 |
137 |
164 |
174 |
162 |
166 |
141 |
149 |
150 |
200 |
145 |
160 |
155 |
155 |
205 |
215 |
204 |
Kısmetse buradayız.....